İçeriğe geç
Liman Psikoloji 0532 134 42 35

Blog

Okul Saldırılarında Risk Sinyalleri ve Aile Desteği

okul saldırıları

Psikolog Ece Beyza Duraman

Son dönemde yaşanan okul saldırılarındaki artış toplumumuzu her açıdan derinden etkilemekte. Ailelerin, öğretmenlerin ve okulların “çocuklarımız güvende mi “kaygısını yaşaması; doğrudan yaşayarak deneyimleyen veya duyarak bu durumdan etkilenen her bireyde oldukça doğal ve beklendik bir tepki. Bu süreçte sorunun psikolojik, sosyal ve gelişimsel kökenlerini anlamak, aile içinde koruyucu faktörlerin farkına varmak ve bu faktörleri artırmak için hangi adımlar atılabilir bunları konuşmak son derece kıymetli. Böylece sarsılan güven hissimizi onarmak , çocuklar ile bağlarımızı sağlamlaştırmak ve duygusal öz düzenlememizi yeniden sağlamak adına bir adım atabiliriz.

Riski Okumak: Şiddetin Arkasındaki Yalnızlık ve Tetikleyiciler

Okul saldırılarını gerçekleştiren çocuk ve ergenleri inceleyen araştırmalar, bu kişilerin bazı ortak özellikler taşıdığını göstermekte. Bu ortaklıkların, ailenin sosyoekonomik düzeyinden veya yapısından ziyade; kronik sosyal izolasyon, ağır akran zorbalığı ve derin bir umutsuzluk etrafında şekillendiği gözlemleniyor. Gelişimsel açıdan arkadaşlık ilişkilerinin büyük önem taşıdığı ergenlik döneminde, yoğun dışlanmışlık ve "haksızlığa uğramışlık" hissi en sık rastlanan ortak durumlar arasında. Bu unsurlar şiddet olaylarının doğrudan ve tek nedeni olarak görülemez veya varlıklarının mutlaka bir saldırıyla sonuçlanacağı varsayılamaz ancak yıkıcı sonuçları olan bu tür olaylar yaşanmadan önce risk faktörlerini tespit edebilmek ve önleyici adımlar atabilmek için son derece kritik olabilir.

Olayların ani bir öfke patlaması olarak görmek yerine bir süredir devam eden yıkım yaratan okuldan ayrılma, romantik reddedilme, ağır bir alay edilme veya akademik bir çöküş gibi olayların öfke birikimi sonucunda patlama gibi görüldüğü saptanmakta. Bu gibi süreçlerin  depresif belirtiler, intihar eğilimi ile birlikte görülebileceği ve yoğun çaresizlik , intikam isteği barındırabileceği önceden göz önünde bulundurulabiliecek diğer önemli göstergeler arasında.

Tehlikeyi Önceden Görmek: Sinyalleri Fark Etmek Mümkün mü?

Peki, bu tür olayları önceden öngörmek ve engellemek mümkün mü?  Yapılan çalışmalar, saldırgan eylemleri gerçekleştirenlerin sıklıkla eyleme geçmeden önce niyetlerini, planlarını veya bu konulara duydukları ilgiyi sosyal medya üzerinden ya da arkadaş çevresiyle paylaştıklarını ortaya koyuyor. En kritik uyarı işaretleri: çocuğun aniden tüm sosyal çevresiyle bağını kopararak odasına kapanması, geçmiş saldırı olaylarına veya katliamlarına, silahlara karşı hayranlık duyma belirtileri, ufak engellenmelere karşı yaşanan  öfke patlamaları ; veda etmeyi çağrıştıran cümleler ya da “Herkes yakında benim kim olduğumu görecek.” gibi intikamı çağrıştıran cümleler kullanması dikkate alınmalı ve ergenlik döneminde olağan görülerek geçilmemelidir. Okullarda ise en büyük koruma sessizliği bozma kültürünü geliştirerek bu gibi tehlike sinyallerinin farkındalığını ve bunu bir yetişkin ile paylaşmayı öğrenciler arasında normalleştirmeyi sağlamak olabilir.

Kriz Anında Neler Yapılmalı?

Saldırı olaylarının daha fazla yaşanmamasını diliyor olsak da olası tehlike anlarında neler yapılabileceğini bilmek bize yardımcı olabilir.  Uluslararası güvenlik protokolünde istenmeyen bir krizin fiziksel olarak gerçekleştiği anlarda kullanılabilecek kaç, saklan, dövüş stratejisi yer alır.

Kaç: Eğer bulunulan alandan güvenli ve açık bir çıkış rotası varsa, kişisel eşyalar geride bırakılarak alan derhal terk edilmeli ve başkalarının da o alana girmesi engellenmelidir.

Saklan: Güvenli bir kaçış imkânı yoksa, kapılar kilitlenmeli, ağır eşyalarla barikat kurulmalı, ışıklar ve cep telefonu sesleri tamamen kapatılarak saldırganın görüş alanının dışında sessizce beklenmelidir.

Dövüş: Sadece ve sadece hayati tehlikenin kaçınılmaz olduğu, kaçma veya saklanma ihtimalinin sıfırlandığı son çare durumunda; çevredeki nesneler kullanılarak saldırganı etkisiz hale getirmek amacıyla agresif bir savunmaya geçilmelidir.

Yetişkinler Kendilerini ve Çocuklarını Duygusal Olarak Nasıl Yeniden Düzenleyebilir?

Çocukların psikolojik sağlığını korumak önce ebeveynin kendi psikolojik sağlığına önem vermesi ve kendi öz düzenlemesinden geçer. Öncelikle ekran başında haberlerin detayları ile uzun süre maruziyeti engellemek ve medya ile geçirilen sürenin sınırlandırılması gereklidir. Süre arttıkça ebeveynin de sinir sistemi olumsuz etkileneceği ve bu durum çocuğa da yansıyabileceği için öncelikle ebeveynin kendi öz düzenlemesini yapabilmesi açısından bu adım önemlidir.

Çocukların duyguları nasıl düzenlenebilir? Yetişkinler bu konuda ne yapabilirler?

Çocuklara bu olaylar hakkında bilgi vermek ve endişelerinin nasıl konuşulabileceği yaşlarına göre değişiklik gösterebiliyor. Okul öncesi ve ilkokul çağındaki çocuklar haber görsellerinden ve medya içeriklerinden uzak tutulmaya çalışılmalıdır. Onlara sadece "Biz buradayız, okulun ve biz seni korumak için gereken her şeyi yapıyoruz" mesajı ve güveni verilmelidir. Ortaokul ve lise çağındaki bir ergenden olayları saklamak ise pek olası değildir. Bu nedenle güven vermenin yanında duydukları ve hissettikleri üzerine konuşmak, paylaşıma açık olmak ve açık olduğunuzu onlara göstermek, hissettirmek gereklidir. Sosyal medyada gördükleri yanlış veya abartılı bilgiler düzeltilerek olabildiğince sosyal medyaya olan maruziyet azaltılmalıdır.

Kriz ortamlarında kontrolü hissedebilmenin en büyük adımı rutinleri korumaktan geçer. Birlikte yenen akşam yemekleri, uyku düzeni ve günlük alışkanlıkların korunması "her şeye rağmen güvendeyiz" mesajını veren en güçlü çapalardandır.

Bunlara ek olarak sağlam aile bağları, koşulsuz kabul ve açık iletişim; ergenlik dönemindeki fırtınalara karşı en sarsılmaz kalkandır. Çocuğunuzun duygusal değişimlerinde, davranışsal sinyallerinde veya ebeveyn olarak kendi kaygı yönetiminizi sağlamakta zorlandığınızı hissettiğiniz noktada, önleyici aile müdahaleleri kapsamında uzman psikolojik destek almaktan çekinmeyin.

Şiddet hiçbir zaman bir gecede ve yoktan var olmuyor; çoğu zaman görülmeyen veya duyulmayan içsel bir krizin ve derin bir yalnızlığın sessiz çığlığı olarak yer alıyor. Bu nedenle en büyük koruma, gençlerimizin dünyasındaki uyarı sinyallerini zamanında okuyabilmek ve onlara yargılanmadan anlaşılabilecekleri güvenli bir aidiyet alanı sunabilmektir. Farkındalıkla yaklaşılan her kriz ve zamanında atılan her psikolojik adım hem çocuklarımızın iç dünyasını hem de geleceğimizi koruyan en güçlü duvarımızdır.

WhatsApp'tan yazın